Kerem Alkin'in yazısı
Başlığa baktığınızda, 8 Ocak'tan bu yana resmi temaslarına başlamış olan IMF Heyeti'nin çantasındaki niyet mektubu draftını ele geçirmişiz gibi hava doğuyor. Ama, esas derdimiz iş dünyasının beklentisini yansıtmak.
Türkiye'nin son 3 yıldır içine sürüklenmekte olduğu iç siyasi dengelere baktığımda, bende yerel seçimlerden en geç bir yıl sonra bu ülkede bir erken genel seçim olacağı hissiyatı kuvvetlenmeye başladı. Çünkü, Ergenekon'daki gözaltılar öncelikli gündem maddesi olmak üzere, pek çok tartışmalı konu başlığı, toplumsal barış açısından, farklı dünya görüşüne sahip insanlarımızın huzur içinde yaşadıkları bir ortamdan, herkesin birbirinden kuşku duyduğu, hatta kendinden kuşku duyduğu ve toplumun farklı kesimlerinin birbirinden sakladıkları gizli bir gündemleri varmış hissiyatının ağır bastığı bir ortama bizi sürüklemekte.
Hükümet, siyasi istikrarı gözetmek adına, toplumun farklı dünya görüşüne sahip kesimlerinin huzur içinde birlikte yaşadıkları bir ortamı yeniden tesis etmek adına, siyasi tansiyonu düşürecek açılımlar ortaya koyamaz ise, önümüzdeki 1 yıl içerisinde bir erken seçim olabilir düşüncesi zihnimi kurcalamaya başladı. Oysa, ekonomik istikrar için, artık en erken 4 yılda bir genel seçimlerin olduğu bir ülke talep ediyoruz.
IMF'le tarih yazalım
Türkiye'nin öncelikli gündemi iç ve dış siyasi gelişmelere kitlenmişken, Ankara'da resmi temaslarına başlamış olan Uluslararası Para Fonu (IMF) Heyeti'nin ekonomi yönetimi ile mutabık kalacağı niyet mektubu içeriğinin "ezber bozan" bir metin olması arzusundayız. Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Şimşek'in bu ifadeyi boşu boşuna kullanmadığını ümit etmekteyim.
Çünkü, iş dünyasının farklı kesimleriyle olan diyaloglarımızda, imzalanması beklenen niyet mektubu ve 20. stand-by'ın içeriğiyle ilgili olarak, alışılagelmiş IMF anlaşmalarına paralel bir içerik beklentisi öne çıkıyor. Yani, cari açığın finansmanına odaklanmış, Türkiye'nin büyüme performansını yavaşlatacak, vergileri artıracak, kamu harcamalarını ciddi ölçüde yavaşlatacak ve işsizliğe neden olacak bir IMF anlaşması beklentisi ağır basıyor.
Oysa, Bakan Şimşek'in "ezber bozan" bir IMF anlaşması içeriğine atıfta bulunması, IMF'in tarihinde ilk kez, bir ülkeyle büyümeyi öngören, vergi oranlarını artırmayı şart koşmayan, belirli ölçüde kamu harcaması yapılmasına izin veren ve ek işsizliğe yol açmayacak bir niyet mektubunu Türkiye'yle imzalamaya hazır olduğu beklentisini öne çıkarmakta. Endişem, küresel kriz başladığından bu yana, IMF'in Ukrayna, Macaristan ve Pakistan'la imzaladığı anlaşmaların içeriğinden kaynaklanıyor.
Başkan 'harcayın' diyor
IMF Başkanı Straus Khan, ısrarla küresel krizin bertaraf edilmesi için önde gelen ekonomilerin hükümetlerini kamu harcaması yapmaya ve kurtarma paketleri açmaya davet ederken, IMF'in web sayfasında benzer mesajlar yer alırken, IMF uzmanları hala basma kalıp niyet mektubu ve anlaşma metinlerinde ısrarlarını sürdürmekte. Bu nedenle, IMF Heyeti Türkiye'nin önüne, isimlerini saydığım 3 ülkeyle imzalanmış niyet mektuplarına benzer, yakın içeriği olan bir niyet mektubu koyacak, böyle bir niyet mektubunun imzalanmasına bütünüyle karşıyım.
Bu nedenle, Bakan Şimşek'in "ezber bozan" bir anlaşma olacağı değerlendirmesi beni umutlandırıyor ve Türkiye'nin bundan sonra IMF'le anlaşma imzalayacak ülkeler için de önemli bir katkı sağlayacağına inanıyorum.
Sözün özü, iş dünyası IMF anlaşmasından şu detayları bekliyor; Türk ekonomisinin en az yüzde 2-2,5 büyümesini ve dolar kurunun 1,52-1,56 TL bandına oturmasını sağlayacak, Merkez Bankası'nn politika faizini ölçülü ve enflasyonun seyrine bağlı olarak yüzde 13' kadar indirmesine destek verecek, kamunun en az 14 milyar TL yatırım harcamasını onaylayacak ve reel sektöre ek bir vergi yükü getirmeyecek bir stand-by anlaşması. Türk iş dünyasının 20. stand-by'ın "ezber bozan" bir stand-by olacak ise, beklentisi bu yönde.
Kamu yatırımı şart
Bu durumda, 2009 yılı için 16 milyar TL'nin üzerinde öngörülmüş olan bütçe yatırım harcamaları ödeneğinde, iş dünyası 2 milyar TL'nin üzerinde bir daralma arzu etmiyor. Çünkü, küresel krizle ilgili analiz ve öngörüleri nedeniyle büyük takdir görmüş olan Prof. Roubini'nin ve IMF Başkanı Straus-Kahn'ın da ifade ettiği gibi, 2009 yılında ülke ekonomilerini ayakta tutabilmek için her kuruş kamu yatırım harcamasına ihtiyaç duyulacak.
Bu noktada, reel sektördeki tahsilat sorununu aşabilmek adına, iş dünyası, şirketler, devletten alacakları olan ihracatta vergi iadesi, ihale, taahhütlük ve hizmet alacaklarının da bir an önce ödenmesini istiyorlar. Bu ödemelerin önemli bir bölümünü Hükümet ilk 3 ayda tamamlar ise, piyasanın nakit sıkıntısının önemli ölçüde giderileceği konuşuluyor.
Faizde sıra ECB'de
Son bir nokta olarak, önümüzdeki hafta perşembe günü hem Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB), hem de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın faiz toplantıları var. İlginçtir, piyasa aktörleri her iki bankadan da 75 baz puanlık, yani 0,75 puanlık bir faiz indirimi bekliyor. İngiltere Merkez Bankası'nın 1694'den beri ilk kez politika faizini yüzde 2'nin altına indirmesi ve Euro Bölgesi'nden gelen makro sinyaller, hızla düşen enflasyon ve yükselen işsizlik, ECB'yi de yüzde 2'nin altına inmeye zorlayacakmış gibi gözüküyor. Paritenin nasıl şekilleneceğini, 1,3350 dolarda tutunup tutunamadığını da birlikte göreceğiz.
Referans