Dolar
49,9413
0,10%
Euro
55,6986
-0,11%
Sterlin
66,9713
0,31%
Bitcoin
3.856.990
-1,74%
BİST-100
10.759,56
-3,64%
Gram Altın
6.222,592
-3,54%
Gümüş
49,13
-5,78%
Faiz
39,62
0,00%

Aziz Sancar’ın Kızılelma ceketi ve Selçuk Bayraktar ile yarınların Türkiye’sinde buluşan öyküsü

Nobel ödüllü Aziz Sancar, Amerika’da laboratuvarına giderken Selçuk Bayraktar’ın hediye ettiği, sırtında KIZILELMA yazan ceketi giyiyor. Mardin’den Nobel’e, Türkiye’deki mühendislik atölyelerinden gökyüzüne uzanan iki ayrı başarı hikâyesi…

31.10.2026 06:56 • Güncelleme: 31.10.2026 07:05
Aziz Sancar’ın Kızılelma ceketi ve Selçuk Bayraktar ile yarınların Türkiye’sinde buluşan öyküsü
16px
32px

Toygun ATİLLA

Amerika Birleşik Devletleri.

Kuzey Carolina.

Chapel Hill.

Bir sabah, Nobel ödüllü bilim insanı Aziz Sancar evinden çıkıyor.

Laboratuvarına doğru yürüyor.

Üzerinde bir ceket var.

Sıradan bir ceket gibi görünüyor.

Sırtında tek kelime yazıyor: KIZILELMA.

O ceketi kendisine Selçuk Bayraktar hediye etmiş.

Aziz Hoca sevmiş ceketi.

Öyle ki 2024 yılında Türkiye’den Amerika’ya döndüğünde, havalar sıcak olmasına rağmen üzerinden çıkarmadığını anlatmış.

Aradan zaman geçmiş.

Ceket hâlâ onunla.

Evinden laboratuvarına yürürken giyiyor.

Dün Türkiye’de katıldığı toplantıda öyle bir şey söyledi ki benim için bütün siyasi tartışmaların, ekonomik gündemin, bitmek bilmeyen polemiklerin önüne geçti.

Aziz Sancar, Chapel Hill’de artık insanların KIZILELMA’nın ne olduğunu bildiğini anlattı.

Düşünebiliyor musunuz?

Mardin’in Savur ilçesinden çıkmış, yıllarını DNA onarımı üzerine araştırmalara vermiş, 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmış bir bilim insanı…

Amerika’da laboratuvarına giderken sırtında Türkiye’de geliştirilmiş bir insansız savaş uçağının adını taşıyor.

O ceketi ona hediye eden insan, Türkiye’nin savunma teknolojilerinde önemli başarılara imza atmış Selçuk Bayraktar.

Ben bu hikâyenin üzerinde biraz durmak istiyorum.

KIZILELMA’NIN İKİ YOLCUSU

Kızılelma…

Türk tarihinin ve kültürünün eski sembollerinden biri.

Ulaşılmak istenen büyük hedefi, bazen de sürekli uzaklaşan bir ufku anlatıyor.

Yüzyıllar boyunca farklı anlamlar yüklenmiş bu kelimeye.

Şimdi ise bir mühendislik projesinin adı.

Selçuk Bayraktar ve ekibinin geliştirdiği insansız savaş uçağının.

Benim ilgimi çeken yalnızca uçak değil.

Bir bilim insanının o ceketi sahiplenmesi.

Bir mühendisin onu hediye etmesi.

İkisinin yıllar sonra aynı toplantıda gençlere seslenmesi.

Birinin yolculuğu Mardin’den Amerika’daki laboratuvarlara uzanmış.

Diğerininki Türkiye’deki atölyelerden uluslararası savunma teknolojileri sahnesine.

Birisi insan hücresinin içinde olup bitenleri anlamaya çalışmış.

Diğeri gökyüzünde yeni teknolojiler geliştirmeye.

İki ayrı kuşak.

İki ayrı çalışma alanı.

İki ayrı başarı hikâyesi.

Ortan bir tarafları ise hayli çok…

Çalışmak.

Üretmek.

Vazgeçmemek.

Kendilerinden sonra gelecek gençlere bir şey bırakmak.

BAYRAKTAR’IN SÖZLERİNİ NEDEN ÖNEMSEDİM?

12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nda Selçuk Bayraktar genç bilim insanlarına seslendi.

Başarıyı yalnızca ödüllerle, makamlarla ve unvanlarla ölçmemelerini söyledi.

Bilim insanlarının yıllarını vererek yaptığı çalışmalarla, kolay yoldan zenginlik ve statü arayanların oluşturduğu karşıtlığa dikkat çekti.

Özellikle bir cümlesini önemsedim.

Ne yaptığınız kadar, nasıl yaptığınızın da önemli olduğunu anlattı.

Emekten, alın terinden, ahlaktan söz etti.

Sonra geleceğe ilişkin bir düşüncesini paylaştı.

Bugünün yarışına değil, yarının yarışına hazırlanmak gerektiğini söyledi.

Bence tam da üzerinde durmamız gereken mesele bu.

BİZ HANGİ YARIŞA HAZIRLANIYORUZ?

Şimdi dönelim Türkiye’ye.

Bizim gündemimizde neler var?

Fon soruşturmaları.

Kolay para kazanma hayalleri.

Siyasi tartışmalar.

Mustafa Sarıgül.

Televizyon ekranlarında bitmek bilmeyen polemikler.

Sosyal medyada her gün başka bir kavga.

Birileri birilerini suçluyor.

Birileri kendini savunuyor.

Birileri bir gecede servet sahibi olmanın yollarını arıyor.

Elbette bunların hepsi haber.

Hatta fon soruşturmalarını en fazla araştıran, perde arkasını ortaya çıkarmaya çalışan yayın organlarından biri Patronlar Dünyası.

Bunları yazmayalım demiyorum.

Tam tersine.

Yolsuzluk iddialarını, usulsüzlükleri, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını araştırmaya devam edeceğiz.

Benim başka bir itirazım var.

Bir ülkenin bütün gündemi bunlardan mı ibaret olmalı?

Aziz Sancar ile Selçuk Bayraktar’ın yan yana geldiği, gençlerle bilimi ve geleceği konuştuğu bir toplantı neden günlerce tartışılmasın?

Neden televizyonlarda bu iki insanın başarı hikâyelerini daha fazla dinlemeyelim?

Neden çocuklarımız onların hayatlarını merak etmesin?

Neden bir bilim insanının laboratuvarında geçirdiği kırk yıl, birilerinin kırk günde kazandığı milyonlardan daha fazla ilgimizi çekmesin?

Benim itirazım tam da buna.

BİZ ÇOCUKLARIMIZA NASIL BİR DÜNYA GÖSTERİYORUZ?

Bir düşünün.

Bugün gençlerimizin önüne nasıl başarı hikâyeleri koyuyoruz?

Kaç milyon dolarlık serveti var?

Hangi otomobile biniyor?

Hangi evde yaşıyor?

Kaç takipçisi var?

Kimlerle fotoğraf çektiriyor?

Başarıyı giderek daha fazla görünürlükle, parayla, şöhretle ölçüyoruz.

Oysa Aziz Sancar’ın hikâyesinde yıllarca süren bilimsel araştırma var.

Selçuk Bayraktar’ın hikâyesinde mühendislik, teknoloji ve ekip çalışması var.

Bir sanatçının hikâyesinde yıllar süren emek var.

Bir yazarın hikâyesinde defalarca yeniden yazılmış sayfalar var.

Bir müzisyenin hikâyesinde binlerce saatlik çalışma var.

Biz ise çoğu zaman sonucu görüyoruz.

Ödülü.

Alkışı.

Başarıyı.

O sonuca ulaşmak için harcanan yılları değil.

Bence çocuklarımıza asıl anlatmamız gereken de o yıllar.

GAZETECİ OLARAK KENDİME DE SORUYORUM

Yıllardır gazetecilik yapıyorum.

Cinayetleri yazdım.

Suç örgütlerini araştırdım.

Siyasetin ve iş dünyasının karanlık ilişkilerinin peşine düştüm.

Bugün de Patronlar Dünyası’nda arkadaşlarımla birlikte aynı gazeteciliği yapmaya çalışıyoruz.

Bundan vazgeçecek değiliz.

Zaman zaman kendime soruyorum.

Biz gazeteciler, bu ülkenin iyi hikâyelerini anlatmak için yeterince çaba gösteriyor muyuz?

Bilim insanlarının kapısını yeterince çalıyor muyuz?

Genç mühendisleri buluyor muyuz?

Yeni romanını yazan bir edebiyatçının dünyasını merak ediyor muyuz?

Bir ressamın atölyesine, bir bestecinin çalışma odasına, bir araştırmacının laboratuvarına yeterince giriyor muyuz?

Yoksa biz de toplumun önüne her gün aynı isimleri, aynı kavgaları, aynı tartışmaları mı koyuyoruz?

Bu soruyu önce kendime soruyorum.

Çünkü gazeteciliğin görevi yalnızca yanlışları ortaya çıkarmak değil.

Doğru ve değerli olanı da görünür kılmak.

Üstelik bunu yaparken kimseyi kutsallaştırmadan.

Bilimi de bilim insanlarını da eleştirebilerek.

Başarıyı sorgulayarak ama emeği görmezden gelmeyerek.

BENİM TÜRKİYE HAYALİM

Ben başka bir Türkiye gündeminin de mümkün olduğuna inanıyorum.

Bilimin konuşulduğu.

Sanatın tartışıldığı.

Edebiyatın hayatımızın içinde daha fazla yer aldığı.

Gençlerin yalnızca zengin olmayı değil, bir şey keşfetmeyi, bir şey üretmeyi, dünyaya bir eser bırakmayı da hayal ettiği bir Türkiye.

Aziz Sancar’ı konuşalım.

Selçuk Bayraktar’ı konuşalım.

Uğur Şahin’i, Özlem Türeci’yi konuşalım.

Dünyada önemli işler yapan sanatçılarımızı, yazarlarımızı, mühendislerimizi konuşalım.

Yalnızca tanınmış olanları değil.

Henüz kimsenin tanımadığı gençleri de bulalım.

Bir üniversitenin laboratuvarında çalışan genç kadını.

Küçük bir atölyede teknoloji geliştiren mühendisi.

İlk romanını yazmaya çalışan genci.

Yurt dışında bir araştırma merkezinde çalışan Türk bilim insanını.

Onların hikâyelerini de anlatalım.

Geleceğin Nobel ödüllü bilim insanı şu anda kimsenin adını bilmediği bir laboratuvarda çalışıyor.

Belki geleceğin büyük teknoloji girişimcisi henüz ilk başarısız denemesini yapıyor.

Belki geleceğin büyük romancısı ilk kitabını yayımlatacak bir yayınevi arıyor.

Biz onları henüz tanımıyoruz.

Fakat şu bir gerçek ki. Tanıtmaya çalışmak zorundayız.

YİNE O CEKET…

Yazının başındaki görüntüye dönmek istiyorum.

Amerika.

Kuzey Carolina.

Chapel Hill.

Aziz Sancar laboratuvarına doğru yürüyor.

Sırtında Selçuk Bayraktar’ın hediye ettiği ceket.

Üzerinde KIZILELMA yazıyor.

Ben o cekete bakınca yalnızca bir savunma sanayisi projesini görmüyorum.

Bir bilim insanının emeğini görüyorum.

Bir mühendisin hayalini görüyorum.

İki farklı kuşağın birbirine duyduğu saygıyı görüyorum.

Bu ülkenin gençlerine anlatılması gereken bir hikâye görüyorum.

Bütün bunları düşünürken aklıma yine aynı soru geliyor.

Yıllar sonra bugünün Türkiye’sinden geriye ne kalacak?

Bugün kimin kiminle kavga ettiği mi?

Kimlerin hangi fonla ne kadar para kazandığı mı?

Hangi siyasetçinin kime ne söylediği mi?

Elbette bunlar da tarihin bir parçası olacak.

Ben geleceğin çocuklarının başka isimleri de hatırlamasını istiyorum.

Bilim insanlarını.

Mühendisleri.

Sanatçıları.

Yazarları.

Öğretmenleri.

Üreten insanları.

O yüzden bugün benim gündemimde Aziz Sancar ve Selçuk Bayraktar var.

Onların hikâyesini yazmayı, bitmek bilmeyen kavgaların arasında kaybolmasına izin vermemeyi önemsiyorum.

Bugünün kavgasını zaten herkes konuşuyor.

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
TOKİ, Bodrum Gündoğan’daki beş taşınmazın fiyatını dört ayda 1,3 milyar lira düşürdü, peşinatı yüzde 35’ten 20’ye indirdi
TOKİ, Bodrum Gündoğan’daki beş taşınmazın fiyatını dört ayda 1,3 milyar lira düşürdü, peşinatı yüzde 35’ten 20’ye indirdi#TOKİ